Bir rivayate göre evde lavanta

2015-08-11 23:43:00

Lavanta kokusunu sevmeyen var mıdır? Morun en güzel halinin yeşille birleşmesi ve harukulade bir koku. Yarım dünya gibi top top lavantalar, yol boyunca, uçsuz bucaksız, özgürlüğün mor hali... Korkmaz götürdü, Isparta, Burdur arasında Kılıç Beldesi diye bir yer, gül ve lavanta yetiştiriciliği yapılıyormuş. Küçük bir kasaba, şirin, temiz ve çok güzel kokuyor. haziran, temmuz da yeni açmaya başladıklarında daha güzel olduğunu söyledi Korkmaz ama bu hali de şahaneydi. 3-5 dal topladım, çantamda kalanları hemen eve gelince vazoya koydum, dökülenleri de boşalttım ve bir cezveye koydum. Bir rivayete göre, evde lavanta yakmak, kötülükleri uzaklaştırırmış. ben de yaktım lavantaları, kimbilir belki kötülükler uzaklaşmış ve huzur, bereket, bolluk gelmiştir. Bu arada bir de lavantaya baktım, o şahane kokulu bitkinin nelere nelere faydalı olduğunu gördüm ve saygı ile önünde eğildim... Lavanta, ballıbabagiller familyasından Lavandula cinsini oluşturan Akdeniz kökenli bitki türlerinin ortak adıymış.  Atlas Okyanusu adalarından Akdeniz çevresi ülkelerine ve Hindistana kadar uzanan geniş bir alanda yetişen, lavanta cinsi üyeleri, çalı görünümlü, toplu başak biçiminde mavi, morumsu ya da kırmızı çiçekler açan bitkilerdir. Top top yetişen lavantalar;   dağlarda, 1000-1800 m arasında yüksekliklerde yetişirmiş.   Çiçeklenmesi,  Çeşitlere göre Mayıs-Temmuz arası. Çiçeklerin rengi mavi, mor, leylâk veya beyaz renkte oluyor, hoş kokulu çiçekleri bol bol  bal arısını çekermiş.  Dikim için, Fidelerin toprağa aktarılması genelde mayıs veya haziran aylarında yapılırmış. Soğuk bölgelerde Lav... Devamı

Siz hiç bulaşık makinenizi servise gönderip sonra psikoloğa gitt

2015-06-01 23:52:00

Makinem, emektar bulaşık makinem bozuldu. Beko marka, üstü ocaklı, bir anda yıkamamaya başladı, doğal olarak servisi aradım. 30 yıldır sadece Beko-Arçelik kullandım, Çırnaz Arçelikçiydi, onların ekmeğini yedik. eskiden yeni çıkan ürünler önce bizim evlerimize gelirdi ve biz test edip, raporla yazıp tekrar fabrikaya gönderirdik, sonra ürün çıkardı, arge dışında evlerde de test edilirdi. Bu güne kadar hiç de servis sorunum çıkmamıştı. Şimdi ise zanaxlık durumdayım.  Hikayem şudur, 9.5.2015 de randevu yaptım, makinem çalışmıyor diye; ertesi güne randevu yapıldı, 11.5.2015 makine alındı, ocak söküldü. Motoru değişti ve 14.5.2015 de teslim edildi. Teslim eden eleman 1 lt. sirke döküp çalıştırın dedi, şifacı gibi hatta ben bekledim arkasından yer temizleme suyuna da koyun da kötülükleri kovsun hatta halıları silerken de sirke ekleyin parlatsın diyecek diye ama olmadı. 2 gün sonra makineyi çalıştırdım, tek yaşadığım için aynı gün dolmuyor makine, çalıştırdım ve elektrik kaçağı gibi bir ses, ayrıca da koku çıktı. Sabah telefon açtım, bayana durumu anlattım, ertesi sabah gelir dedi, bir daha rica ettim, randevum var sabah ilk servis değil mi? Evet Efendim dedi. Bu efendim kelimesi "must" olarak kullanılıyormuş, hepsi efendim diye hitap ediyor ve sordum yine makineyi boşaltayım mı içi kirli dedim; hayır arkadaşlar görsün dokunmayın dedi. Ertesi gün için sabah ilk servis olarak söz aldım, ertesi gün iş planımı buna göre yaptım ve bir telefon geldi, saat 15.00 de geleceğiz diye, ben ilk servis istemiştim dedim, tamam öğlene kadar dediler ve saat 15.00 de geldiler. Ben, serbest çalışıyorum, zar zor eğitim vermek için bir müşteri görüşmesi ayarladım ve servis nedeni ile ipt... Devamı

Hıdrellez, ne zaman başladığı bilinmeyen, neden ya da niçin diye

2015-05-05 23:32:00

Gelenekler, ne zaman başladığı bilinmeyen, neden ya da niçin diye sormadığımız, alışkanlıklarımızdır. Bizleri birbirine bağlayan ve ritüel şeklinde yapmaya devam ettiğimiz, çocuklarımıza öğrettiğimiz alışkanlıklarımızdır. Hıdrellez de bunlardan biri,  hıdrellezden sonra yazın geleceğini biliriz çünkü bahar bayramıdır Hıdrellez. Tüm bilgilerde şu yazar, Hızır inancı Türkler’de doğrudan doğruya baharın gelmesi töreni ile ilgili bir inançtır. Toprağın ısınması Türkler için her zaman önemli olmuştur. Toprağın bereketi hava ve suya bağlıdır. Bu nedenle yazı karşılamak için çeşitli törenler yapılır. böylece ağaçların, bitkilerin, çiçeklerin yeşermesi, hayvanların kuzulaması, doğanın canlanması ile yeni bir hayat başlayacaktır. Hızır – nebi inancının dışında Hıdrellez geleneği ile ilgili, Hızır ile İlyas’ın bir araya geldiği günün hatırasına tören yapılmasıdır Hıdrellez günü genellikle 6 Mayıs’ta kutlanmaktadır. Bazı yörelerde 5 Mayıs bayram günü, 6 Mayıs Hıdırellez günü olarak kabul edilmekte ve ona göre törenler düzenlenmektedir. Yazın başlangıç günü kabul edilir. Hıdırellez gününden (6 Mayıs) 8 Kasım’a kadar süren devre 186 gün olup Hızır günleri adıyla anılmaktadır. Bu dönem genellikle yaz mevsimine denk gelir;  8 Kasım’dan 6 Mayıs’a kadar süren ikinci devre kış devresi olup Kasım günleri olarak adlandırılmakta ve 179 gün sürmektedir Hızır, bazı İslam bilginlerine göre peygamber olup, asıl adı “Elyasa”dır. Bazı bilginler ise Hz. Hızır’ın veli veya melek olduğunu iddia etmişlerdir. Rivayete göre Hz. Hızır ile Hz. İlyas, “ab-ı hayat” içmişler ve ölümsüzlüğe kavuşmuşlardır. Bu iki arkada... Devamı

Fotoğraf

2015-05-05 23:29:00
Fotoğraf |  görsel 1

Devamı

Biz küçükken kar temiz, beyaz ve gece gibi sessiz yağardı...

2015-02-20 01:38:00
Biz küçükken kar temiz, beyaz ve gece gibi sessiz yağardı... |  görsel 1

Biz küçükken kar yağdığında okullar kapatılmazdı. genelde yakın olurdu okullarımız, ben yürüyerek giderdim, 20 dakika sürerdi evden okul. Kar yağdığı zaman bata çıka giderdik, tenefüslerde bahçeye kaçıp, sırılsıklam olana kadar oynardık. Eve gidince yine sokağa çıkardık, hava kararana kadar oynardık... İlk gece mutlaka kardan adam yapardık bahçeye, kimse çıkıp da bize yapmayın caiz değildir demezdi, biz küçükken bu kadar şuursuzlar yoktu. Bazen kartopu cama gelirdi ve camların kırıldığı da olurdu ama kimse kimseyi kartopu cama geldi diye öldürmezdi. Biz küçükken cam kırardık ve ölmezdik. Biz küçükken sokakta oynardık, sokağa çıktığımızda ölürüz diye düşünmezdi. O zamanlarda hiçbir araba çarpmazdı bize sokakta, biz oynardık. Bir araba çarpıp kaçmazdı ve bırakmazdı yolun ortasında bizi, biz güvenle oynardık sokakta, şimdi yürüyemiyoruz bile... Biz küçükken eşittik, sınıfta hiçbir farkımız olmazdı. Yaramazımız, tembelimiz, çalışkanımız vardı ama biz severdik birbirimizi. Zengin de vardı, fakir de ama fark etmezdik. Biz küçükken zenginler eğitimliydi, sonradan görme zenginler yoktu.  Öğretmenimizi de severdik, bayramlarda gidip elini öpredik ama öğretmenimiz bize mini etek giyenleri taciz edin demezdi... Mahallemiz, sokağımız vardı bizim. Annem, babam gibi bana karışan, ne yaptığımı soran, yemek veren bir sürü insan vardı. Biz küçükken kalabalıktık, birbirimizi tanırdık, severdik, ev terliklerimiz vardı, bir de misafir terliğimiz. Birinin yardıma ihtiyacı olduğunda koşup giderdik, şimdiki gibi kafamızı çevirip geçmezdik. Biz biraz büyüyünce minübüsle bir yerlere giderdik ama minübüsten... Devamı

Gelsin bakalım 2015 …

2014-12-29 04:01:00

Ufak bir muhasebe yaparken her yıldan bir iz, bazı yıllardan çok iz kalmış içimde. Kazançlarım, kayıplarım, yitirdiklerim, değerlerim, değersizliklerim iç içe geçmiş. Hani büyük bir dolap vardır ya, içinde en sevdiğin eşyalarını tutarsın, bir de günlük kullandıkların vardır. Arada bir açarsın eski eşyalarının olduğu rafları ve sırıtarak bakarsın onlara. İşte artık her yıla da öyle bakıyorum ben. Bu yılda hiç birşeye benzemedi, ne gelmesi gelmeydi, ne de gitmesi gitme… 49 tane yılı geçirip, 50. Yılın içine girerken biraz da garip oluyor insan. Eskiden 50 diyince oooo ne çok derdim. İçinde olduğun zaman ne zaman nasıl oldu anlamıyorsun. Çok klasik bir cümle ama her yıl bir öncekini aratıyor gibi. Belki yaş, belki yaşananlar, belki de tepkisiz bir dünyanın sonucu yıl geliyor, geçiyor bakakalıyorsun ardından. 50 olunca korkum o ki, hep eskiden diye başlayan sıkıcı cümlelerim olacak benim galiba. Cebe para koymalar, saat tam 24 de kırmızı don giymeler, dilek yazıp suya atmalar, yılbaşı ağacını günler önceden hazırlamalar, yeni yılı karşılama koşturmaları yapardık eskiden. Yeni yıl yemeği için  2 garnizona yetecek kadar yemekler  yapılır, içkiler alınır ve zayii  ziyan edilirdi. Bu koşturmaların hepsi geçti bitti. Belki sadece benim içindir ama etrafımda pek çok kişi de böyle. Umut sanırım azaldı, her sabah abuk haberler, komik uygulamalar, kayıplar, haksızlıklar ve eşitsizliklerle yaşıyoruz artık. Bazı günler aklımdan bile şüphe edebiliyorum gündem yüzünden. Hayat koşturması, çok yorucu artık. Benim yaşlarımda herşeyini sabitleştirmiş ve garantiye almış olman gerekirken hiç birşeyin belli olmaması çok yorucu. Bazen dolabın içinde eskilerin durduğu rafta kalmayı çok istiyorum. Ora... Devamı

Dünya Barış Gününde 50’ye 1 Kala, Bir Kuruluş Yıldönümü Yazısı D

2014-09-02 04:33:00

,         Hala başım göğe ermedi, hala yaşlandım demiyorum, hala bir sürü isteğim var ve hala bir sürü sorunum var( Bu sorun kısmını yazmaya kalksam 100’e 1 kalayı bulurum herhalde ama hayat deyip geçiyoruz iste…) Neler geldi neler geçti ve daha kim bilir neler gelip neler geçecek. Artık ara sıra yorulduğumu hissediyorum, biraz nefes almak ve sakin yaşamak istiyorum. Bunlar belki yaşlanma belirtisi ama ben henüz anlayamadım neden olduğunu. Zor bir ülkede ve zor bir toplum içinde yaşıyoruz. Hala Recep buralarda, az buz yormuyor o da yani…  Bizim dönem ara bir dönemdi zaten, aileci, kararları ailesinin verdiği, onlar için kendisinden vazgeçen bir dönemde geldim ben de… Hala annem bana ne yapmam gerektiğini söyleyebilir ve kendisini her zaman haklı görür. Ben de 49 yıldır hala ona hayretle bakarım ve bu kısır döngü  kendisini tekrar eder,  gider. Hani şimdilerde moda laf var ya mahalle baskısı, biz onun allahını gördük.  Ama güzeldi, sokakta oynadık, bisiklete bindik, bizim okullarımızda herkes eşitti.  Bayramlarda yeni ayakkabı ile yatmayı, el öpmek için dolaşmayı, yazlık sinemaları, televizyonun ilk gelişini gördük biz. Radyoda arkası yarın dinlerdik, Dallas izlerdik, Pazar günleri banyo yapardık, evimizde soba yakardık. Çok güzel günlerdi o günler… Sonra büyüdük, bir yol seçtik, yolun yanlış olduğunu geç anladık, değiştirmeye çalıştık ama yarım yamalak değiştirdik. Hep biraz eksik oldum ben. En fazla olduğumu hissettiğim zaman bile bir eksiklik oldu, maddi oldu, manevi olmadı, manevi oldu maddi olmadı. Her zaman biri eksik kaldı. Suat gitti, bir yanım hep eksik kaldı. Ben de eksik kalmaya alıştım… Hani gece apartmanlara baka... Devamı

Törenle zinciri atmak, yeni bir başlangıç ve biraz boş kalmak!

2014-06-19 10:57:00

Bana göre dün gibi, zamana göre uzun bir zaman önce, 30 Nisan 2006 da, annem ve bana birer Suat yazan kolye yaptırmıştım. Annemin doğum günüydü, Suat gideli 24 gün olmuştu. Benim ki gümüş, annemin ki altındı. Düne kadar o kolyeyi hiç çıkarmadım boynumdan,  bir kez zinciri koptu ve 2 saatliğine tamirciye bıraktım. Arada kısa süreli çıkarttığımda bile kendimi çıplak hissediyordum. Arkadaşlarım hep bana çıkart diyordu, çıkart seni olumsuz etkiliyor, rahat bırak Suat’ı… Hafta sonu Erdek’te bahçede otları biçip, bacaklarımı keserken birden hadi dedim, artık zinciri çıkartıyorum.  Çıkarıyorum ama çıkartıp da kenara koymuyorum. Denize atıyorum. Plan 1 Akşam üzeri denize girilecek ve iyice açılıp, zincir suya bırakılacak Uygulama OLUMSUZ Denize gidilir, girmek için ilk adım atılır ama o ne, mavi deniz anaları Gezi  Parkı önündeki çevik kuvvet gibi dizilmişler ve bekliyor, gel de çarpalım diye… Tabi çıkılır ve yeni bir plan yapılır. Plan 2 İstanbul’a dönüş yolunda Yalova’dan feribot ile geçeceğiz, feribottan hareket halinde iken zincirle vedalaşma planı devreye girer. Uygulama OLUMSUZ Yola çıkılır, tansiyon problemi olmayan benim, Yaman’ın yamuk şoförlüğü sayesinde tansiyonu 50 ye çıkar. Sonra bir anda  yol çalışması nedeni ile trafik durur ve normalde benim bile 4 saatlik yolun birden 6 saati bulur. Yol boyunca feribottan zincir atma törenini  düşünüp, Yaman’ a da sürekli “yavaş çocuğum” diyerek Yalova’ya gelinir ama o ne, Türkiye’de bulunan araçların %35İ feribot kuyruğunda, kuyruğun sonu bile gözükmemekte ve tabi Körfez dolaşılır, kelle koltuk... Devamı

20. Yılını Doldurup, 21. Yılına Bastığım En Güzel Sıfatım “Anne”

2014-06-04 20:09:00

Yaman bu gün 20. Yaşını bitirip 21 den gün almaya başladı. Uzun bir zaman gibi gözüküyor ama çok kısa. Zaman, mekan kavramının yok olduğu tek duygu sanırım anne olmak. Her zaman ve her yerde, annesin. Nereye gidersen git, ne yaparsan yap önce annesin. Kızsan da, sinirlensen de, kırılsan da annesin. Zor bir iş anne olmak, herkes senden çok doğru  olacaksın.  Sürekli  sakin ve kararlı davranacaksın.  Kendinden ve her şeyden önce onu düşüneceksin.   Arada hata yaptığında en ağır eleştiriyi alacaksın.  Yıllar geçse bile sen tüm bunları unutmayacak ve hep bu şekilde davranacaksın. Yaman küçükken işiniz nedir diye soranlara derdim ki, profesyonel anne olmak için çalışıyorum, aradan geçti 20 yıl, hala çalışıyorum. Evet denemedim demedim ama beceremedim hala... Birkaç yıl önce bir arkadaşıma rastladım, nasılsın dedim, kızını sordum, bana “ çok iyiyim ve ben artık annelikten istifa ettim” dedi. Artık anne değilim, iki yetişkin olarak arkadaşlık yapıyoruz ve birbirimizi anlıyoruz dedi. Belki de korumacılık, onun yerine bir şeyleri yapmak için öne atlamak ve kararlarını onun yerine almaktan vazgeçmek gerekiyor.  Saygı duymak gerekiyor çocuğunun verdiği kararlara, yanlış olduğunu görsen bile ikaz edip, yaşamasını kenarda izlemek gerekiyor. Bu kolay da bir iş değil, çok zor, inandığın bir düşünceye müdahil olmamak, yorum yapmamak ve hele ki sonrasında “ben söylemiştim” dememek çok büyük bir olgunluk.  Deniyorum, denemeye çalışıyorum ve denemek için büyük çaba gösteriyorum. Çok  eğlenceli bir çocuktu Yaman, birlikte çok eğlendik, oynadık, yaşadık, paylaştık. İstediğinin hep fazlasını yapmak için gereksiz bir çaba ha... Devamı

Anne olmak ve bir annenin çocuğu olmak…

2014-05-11 09:33:00

Özel günlerden nefret ederim der pek çok kişi ama özel günlerinde de aranmayı ister. Ben özel günleri özel bulanlardanım,  her zaman anımsamayı ve anımsatmayı isteyenlerdenim. Biraz sinir bir durum bu tabi yanımdakiler için ama ne yapayım ben böyleyim.  48 yılı bitirdim annemin çocuğuyum hala, hala takışırız zaman zaman,  gençlik dönemlerine göre az da olsa bazen çatışırız ama bilirim ki annem burada, burun kıvırıp, gıcıklık da yapsa yanımda, bu ne büyük bir lüks hayatta biliyor musunuz?   Annem, zor bir kadın, zor beğenir, eleştirir ama bazen de yere göğe koyamaz beni. Lisede yatılı okudum, üniversiteyi de ayrı şehirde okudum, biraz misafirlik vardır ilişkimizde ama sıcaktır, samimidir, yüzünden anlarım düşüncesini, o da benim…  Derler ya anne olduktan sonra anlarsın evet bazı şeyleri daha farklı anlıyorsun anne olduktan sonra. 7 gün 24 saat ve anne olduktan sonra ölene kadar annesin, eğer sonrası varsa, sonrasını da o zaman yazarım. Annem oğlunu kaybetti ve o günden bu yana bir yarısı Suat’la, Suat’ın yanına gitti. Zor  ve çok zor bir durum bazen hiçbir şey yapamam onun için, sadece boğazımdaki düğüm biraz daha kasar beni. Sonra toparlanırız ve yine normale döneriz. Böyledir bizim ilişkimiz Suat’dan beri biraz eksik… Ve ben de bir anneyim. 20. Yılımı 4 haziranda tamamlayıp, 21. Yılıma başlayacak  bir anne, hala öğreniyorum anne olmayı. Her halde bu öğrenme son nefese kadar devam edecek. Korkmaz, zaman zaman bana,”  tabi annelik başka bir şey ben anlayamam “ diyor evet başka bir şey ve anlaşılması zor bu durumun.  Ama bu bir mecburiyet değil, yapman gerektiği için yapmıyorsun, günlerce uykusuz kaldığın zaman yorgunluk hissetmiyorsun,  kırıldığı... Devamı

Biladere mektup...

2014-04-05 03:12:00

Yine geldi zaman, hani derler ya bazen hiçbir şey yolunda gitmiyor diye, gitmiyor işte ne yapalım. Gittiğinden beri her şey öylece duruyor. Bir arpa boyu yol alamadık, ne biz, ne de ülke, her şey aynı. Acaba orası  daha mı iyi? Bazen çok imreniyorum oraya, bu aralar ise bu imrenme durumum  daha da yoğunlaştı.   Erdek’teyiz, babam, bahçeye ekim yapmak istiyorum diye tutturdu ve geldik. Burada da her şey aynı senin yokluğunda bir dönem Sarı belediye başkanlığı yapmadı bu dönem yine seçildi ama parti değiştirerek, CHP kazandı, Sarı ile. Biraz daha bina yapıldı, daha taş yığınına döndü ama herkes aynı. Senin çiçekçi bile ve meşhur çekirdek çitleme korosu. Babamla geldik, biz ekime hazırdık  ama toprak hazır değil, neyse geldi gördü, sürülüyor bu gün mayıs başı gelip ekeceğiz. Geçen yaz elektrik, su bağlandı bahçeye, bir de konteyner  koyduk, güzel oldu bayağı. Bu yaz arada kalırım orada. Babam için bahçe demek sen demek, gitmeden önce beraber gelmiştiniz ya, sonrasında da bir şey  yapamamıştı, bu durum onu çok rahatsız ediyordu, şimdi biraz daha huzurlu orada yapılan her şeyi sanki senle yapıyor. Yaman mersini bile ektik kasımda tuttu valla… Erme çıktı, yaklaşık 2 ay oldu, bu aralar görüşeceğiz. Çocuklar iyi bildiğin gibi, diyorum ya bir arpa boyu  yol yok bilader, her şey herkes aynı. Hala insanlar yollarda ölüyor, hala davalar uzun sürüyor, hala adalet yok ve hala RTE başta devam ediyor. Ben de ise uzama yok ama kısalma devam. Oturmadı nedense hiçbir şey yerine, belki de çıkıp gitmek gerek artık.  Oradan oraya koşturup  duruyorum ama kimseye yaranamıyorum . Ben de durduruyorum artık kendimi, koşmayacağım, uğraşmayacağım ve artık kendi yolumdan gideceğim.  En doğru yol da be... Devamı

Bir mezarla konuşmak

2014-01-20 10:02:00

Biraz önce dizide dedi ki çocuk, bir mezarla konuşmak çok saçma! Bir toprak parçasının başına geçiyorsun ve başlıyorsun anlatmaya... Anlıyor mu bilmiyorsun? Soruyorsun? Yanıt vermiyor... Yine devam ediyorsun anlatmaya, o yine yanıt vermiyor... Böyle sürüp gidiyor... Ölmek ölen için ne demek bilmiyorum ama kalan için çaresizlik, bunu çok iyi biliyorum. hani o meşhur söz var ya sen okyanusta bir kum tanesisin diye evet o zaman anlıyorsun ne kadar küçücük olduğunu. Okyanustaki kum tanesi ben,...    Devamı

Fotoğraf

2013-11-25 01:47:00
Fotoğraf |  görsel 1

Devamı

Dağkadı Köyü, Gölyazı ve Ağlayan Çınar

2013-11-25 01:42:00

  Cuma günü babamla Erdek'e doğru yola çıktık. Yıllardır ekemediğimiz bir bahçemiz var. Neredeyse 30 yıl önce alınmış. Her yıl Erdek'te olduğumuz halde bir türlü gitmediğimiz ve bakmadığımız. İçinde elma, zeytin, incir ve dut ağaçları da var. Bakmıyorduk ama her yıl meyvelerini alıyorduk. Suat 8 yıl önce ben burayı ekeceğim ve burada oturacağım demişti. babamla yine bu zamanlarda gitmişler ve neler yapacaklarını planlamışlardı. Evdeki hesap çarşıya uymadı. Suat gitti, bahçe kaldı, tam tersi olsaydı ne güzel olurdu... Annem bahçenin uğursuz olduğunu düşündü, oysa ceviz yoktu içinde, bizim oralarda ceviz ağacının uğursuz olduğuna inanırlar. Geçen yıl yine mart ayında karar verdik, gidelim yapalım diye ama bu seferde Çırnaz gitti. Annemin düşüncesi artık kesinlik kazandı. babam bu yaz tüm olumsuz düşünceye rağmen oraya bir konteyner koydu, elektrik su bağlattı. Biçildi, temizlendi, biz de bir ekili ağacımız olsun diye bu hafta ekmeye gittik. Giderken yolda lastikklerin havasına baktırdım ama yolda birden araba sağa çekmeye başladı, bir benzin istasyonuna daha girdik ama bizi lastikçeye yönlendirdiler.Bursa Karacabey arasında Dağkadı köyü, yoldan 500 metre içeride, zengin bir köy olduğu belli. Evler güzel, bahçelerdeki arabalar son model, araya serpiştirilmiş station kartal ve renolar da var.Bu modellere hastayım zaten, sinyal ve sellektör anlamayan sadece korna ile hareket eden arabalar. Bunlar öyle acayipler ki, içlerine 25 kişiyi sığdırabiliyor. hani hep bir bilmece vardır ya 4 fil bir vosvosa nasıl biner diye, sıkıysa o soruyu kartal ve renoya 25 kişi nasıl biner diye sorsunlar... Lastikçi köy meydanında, meydanda Atatürk Büstü ve aşağı yukarı her dükkanda Türk Bayrağı. Meydanda bir d... Devamı