Gelsin bakalım 2015 …

2014-12-29 04:01:00

Ufak bir muhasebe yaparken her yıldan bir iz, bazı yıllardan çok iz kalmış içimde. Kazançlarım, kayıplarım, yitirdiklerim, değerlerim, değersizliklerim iç içe geçmiş. Hani büyük bir dolap vardır ya, içinde en sevdiğin eşyalarını tutarsın, bir de günlük kullandıkların vardır. Arada bir açarsın eski eşyalarının olduğu rafları ve sırıtarak bakarsın onlara. İşte artık her yıla da öyle bakıyorum ben.

Bu yılda hiç birşeye benzemedi, ne gelmesi gelmeydi, ne de gitmesi gitme… 49 tane yılı geçirip, 50. Yılın içine girerken biraz da garip oluyor insan. Eskiden 50 diyince oooo ne çok derdim. İçinde olduğun zaman ne zaman nasıl oldu anlamıyorsun. Çok klasik bir cümle ama her yıl bir öncekini aratıyor gibi. Belki yaş, belki yaşananlar, belki de tepkisiz bir dünyanın sonucu yıl geliyor, geçiyor bakakalıyorsun ardından.

50 olunca korkum o ki, hep eskiden diye başlayan sıkıcı cümlelerim olacak benim galiba. Cebe para koymalar, saat tam 24 de kırmızı don giymeler, dilek yazıp suya atmalar, yılbaşı ağacını günler önceden hazırlamalar, yeni yılı karşılama koşturmaları yapardık eskiden. Yeni yıl yemeği için  2 garnizona yetecek kadar yemekler  yapılır, içkiler alınır ve zayii  ziyan edilirdi. Bu koşturmaların hepsi geçti bitti. Belki sadece benim içindir ama etrafımda pek çok kişi de böyle. Umut sanırım azaldı, her sabah abuk haberler, komik uygulamalar, kayıplar, haksızlıklar ve eşitsizliklerle yaşıyoruz artık. Bazı günler aklımdan bile şüphe edebiliyorum gündem yüzünden.

Hayat koşturması, çok yorucu artık. Benim yaşlarımda herşeyini sabitleştirmiş ve garantiye almış olman gerekirken hiç birşeyin belli olmaması çok yorucu. Bazen dolabın içinde eskilerin durduğu rafta kalmayı çok istiyorum. Orası bildiğim ve güvenli yerim benim. Oradaki herşey benim sevdiğim ve çok değer verdiklerim ama onlar sadece rafta duruyor ve ben bakıyorum onlara . Özlemle, içim kıpırdanarak, belki yine eskisi gibi olur diye bakıp, duruyorum. Sonra da dolabı kapatıp, sil baştan…

Her yılın ayrı bir hikayesi oldu benim hayatımda. Hep yollar vardı, iki kez düz yolda giderken tam terse döndüm. Benim isteğim dışıydı bu yoldan çıkma. Bazı zamanlarda da ben isteyerek yolumu değiştirdim. Çok güzel dostluklarım oldu yıllar içinde. Bazıları  aynı yerinde, aynı şekilde duruyor,  bazıları yolunu ayırıp gitti, bazıları ile de ben ayırdım yolumu. 20 li, 30 lu yıllarda  daha heyecanlı, daha atak, daha fütursuz olabiliyorsun ama şimdi daha sakin ve tevekkülle bakıyorum etrafıma, sanırım yaşlandım.

Bu yıllar en sonunda şunu öğretti bana, herkesin bir hikayesi var, her hikayenin kahramanı kendi içinde çok değerli. Kimsenin hikayesini kontrol etmeye kalkma ve kendi hikayeni, kendine göre doğru yaşa.

Ve anladım ki olanla, ölene çare yok. İstediğin kadar isyan et, istediğin kadar kabul etme sonuç aynı sonuç, hiçbirşey değişmiyor. Aynı okyanustaki kum tanesi gibi bakılıyorsun ardından.

Etrafımdakileri mutlu etmek için kendimden vazgeçmenin ne kadar zor ve gereksiz olduğunu da anladım artık. Tabii, serde hıyara tuz olmak ruhu var bünyede ama artık her mevsim turfanda olduğu için hıyarı seçebiliyorum.

Bardağın hep dolu tarafını görmeye çalıştım, bazen çok zor oldu ama hep gördüm ve asla bardağın dolu tarafını görmekten vazgeçmemeyi öğrendim.

Ve vazgeçmemeyi öğrendim bunca yıl, istediğim her şeyden vazgeçmemek!

Başarısız olabilirim, kaybedebilirim, düşebilirim ama tüm bunların sonunda yine benim  doğrulabileceğimi ve ayağa kalkmak için kimseyi beklememem gerektiğini öğrendim  bunca yıldan.

Gelsin bakalım 2015 … 

4
0
0
Yorum Yaz