Naftalin kokan günün ardından

2013-11-20 18:39:00

Bu gün hep eskiyi kokladım. Koklarken de yaşadım. Özlemişim... Cerrahpaşa'ya gittim, hasta ziyaretine. 2 yıl önce de  gitmiştim ama Asım 2 dakikada benim burnumdaki polipleri alıp göndermişti, hiç o karışıklığa girmemiştim. Veysi ağbi ameliyat oldı bu gün, Benan ve Elmas'ın yanında olmak için gittim. Elmas yeni doğduğunda Kilyos'ta oturuyorlar, ilk ziyaretimde yaklaşık 3 saatte gitmiştik Kilyos' a, sanırım 24 yıl geçmiş üzerinden. Uzun zamandır görmediğim herkesi gördüm ve ameliyat da çok başarılı geçti. Dönerken Tarihi Goralı'da birer Öz Hakiki Goralı yedik, en son sanırım 20 yıl önce yemiştim. Tam Cerrahpaşa'ya çıkan cadde üzerinde. Goralı evrim geçirmiş, şahane bir müzik, klasik, tezgah bank falan yok, şık ahşap masalar ve arkada 5 yıldızlı otelleri aratmayacak bir kış bahçesi. Çok şaşırdım, hiç beklemiyordum ama harukuladeydi... Karaköyden vapura binerken hava karamak üzereydi, dışarıda yanda oturdum. Yanımda genç bir çift vardı, hastane ziyaretinden çıkmışlar ve ziyarete gittiklerinde kaybettiklerini öğrenmişler. Kız ağlıyordu, oğlan  sürekli kıza birşeyler anlatıyordu. Bu arada İstanbul en güzel halini almıştı. Işıklar yanmaya başlamış ve şehrin büyüsü ortaya çıkmış. Kız bir anda Topkapı sarayına baktı, oğlan kıza sarıldı ve ağlaması kesildi. Hiç konuşmadılar sonra sadece İstanbul'u seyrettiler. Meditasyon yapar gibi. Tek bir noktaya odaklanıp, birbirlerine sarılıp geldiler. Bir de arsız martılar vardı yine. Oynayarak, bağırarak geminin yanından gelen.  Salep koktu birden burnuma ama geminin ki çok kötü, gemiden indim ama salep kokmaya  devam etti. Kadıköy Çarşısında herşey var, bir tek salep yok. Meydan çingeneleri fasıla başlamıştı, Çarşıda y&... Devamı

Bayram ve biladerim ve minderlerden ev yapmak...

2013-08-08 02:23:00

Eskiden diye başlıyorum artık cümlelere, çünkü gerçekten eskidim artık. Ve yaşadığım her şey de eskiyor benle. Minderlerden kendimize ev yapar oynardık bazen, bazen de kibritlerden ev yapardık. Artık kibrit bile kalmadı evlerde hatta yanan ocak bile, hepsi elektrikli oldu neredeyse. Ben  küçükken Bandırmaya giderdik bayramlarda. Bir apartmanda bütün aile otururduk, biz de bayramlarda kalmaya giderdik. Kalabalık olurduk, hem de çok. Bayram kahvaltısı ve akşam yemeği kocaman bir masa etrafında yapılırdı. Blendar daha yeni gelmişti ve amcamlarda vardı, muzlu süt yapardı bize akşamları, ne büyük bir zevkle içerdik onu… Panayır kurulurdu her bayram Bandırmada, biz giderdik sürekli, dönen sandalyelere binerdik.Bir de mahalle aralarında elle çevrilen dönen sandalyeler olurdu, hiç kaçırmazdık onları. Güzel günlerdi, hem de çok güzel… Sokakta oynar, pislenir, geç kalınca azar işitir ve ertesi gün yine aynı şeyleri yapardık. Güzeldi çocuk olmak, beklemek, geleceği düşlemek. Çok zaman vardı önümde o zamanlarda,  ben zamanı hep benim sanmıştım ama değilmiş. Ben zamanınmışım meğer, hiç bilmedim onun beni kullanacağını. Sonra öğrendim, ne gelirse onu yaşıyoruz ve gelene uyum sağlıyoruz. İstediğim kadar plan da yapsam, ajandaya da not etsem, yine benim istediğimin tam tersi olabiliyor. Bakıyorum o zaman demek ki olmayacakmış zaten deyip geçiyorum. Ama bazen de geçemiyorum… Bu gün hem bayram hem de Suat’sız Suat’ın 8. doğum günü. Çok acayip bir şey bu. O bir su kenarında diye düşünüyorum, ben de su kenarındayım. Ve şimdi görmesek de birbirimizi, birgün mutlaka bir araya geleceğimizi biliyorum. İşte o zaman yine kaldığımız yerden devam. Ne kadar ç... Devamı

Türk Telekom Şikayet Etmeme Formu

2013-07-29 18:17:00

Yaklaşık 1 ay önce bir telefon geldi, ben ttnet'ten bilmem ne, siz çok fazla telefon parası ödüyorsunuz, bize abone olun, faturanızı düşürelim. Kimsin, benim ödemelerimi nereden biliyorsun? diye sorarken cebim çaldı, kıza sonra arayın dedim ve ardada kaynadı gitti. Ajandama not almıştım, şikayet edilecek diye ama sıra gelmemişti henüz.  Bu gün ofiste tekrar telefonum çaldı, bu kez Tolga aradı, ben ttnetten Tolga,  -Efendim Tolga, -Siz çok telefon parası ödüyorsunuz, biz bunu düşürmek için aradık.. Ttnete geçin ve paranızı düşürelim, -Tolga benim ödediğim telefon parasını sen nereden biliyorsun? -Önümde bilgileriniz -Siz Türk telekom değilsiniz ama değil mi?  -Evet değiliz, -Peki benim bilgilerimi nasıl alıyorsunuz? -Biz onların ayrı bir şirketiyiz? -Benim onayım olmadan benim faturama nasıl bakarsın Tolga? -Dosya önümde ama görüyorum Tolga anlamamazlığın doruk noktasında, ben de bu gün yapmam  gerekenleri yapıp da vakit bolluğunda... Ama Tolga bunu anlamadı ve devam ettim, -Tolga benim cep telefonum da var mı sende?  -Bakayım dosyanıza, vardır mutlaka... Pes artık, sevdiğim rengi biliyor mu diye sormaya cesaret edemedim ve Tolga'ya -Bak Tolga'cığım bunlar benim şahsi bilgilerim ve onayım olmadan sen bu bilgileri kullanamazsın ,ama Tolga deneyimli, -Biz yasal zeminini hazırlamışızdır, bu kadar büyük şirket hata yapacak değil ya... -Tolga sen kapat ben sizi bir şikayet edeyim vakit geçirmeden dedim... Türk Telekom İletişime girdim, şikayet oluştura geldim, yazdım kutucuk içinde zor okunan harf ve rakamları ekledim, gönder dedim, gitti derken geri geldi. 3 kez sakinlikle denedim, olmadı acaba üye değilim diye mi olmadı dedim? Üye olmak için formu dold... Devamı

Uzaklık ve mesafe

2013-05-30 01:31:00

Çok fazla kilometre var aramızda, Uçakla bile çok gün Ne kadar sürecek belli değil Nasıl geçecek belli değil Belli olan tekşey Ne kadar sürse de Nasıl geçse de Yaşanacak ve görülecek Nefret ediyorum bu cümleden....     Devamı

Çok acayip şeyler oluyor benim yaşadığım yerde...

2013-05-30 11:23:00
Çok acayip şeyler oluyor benim yaşadığım yerde... |  görsel 1

Gezi Parkında ağaçlar kesiliyor, insanlar ağaçlar kesilmesin diye çadır kurup Gezi Parkında yatıyor. Ama karar vericiler diyor ki, nerede kesilen ağaçlar biz ağaç ekiyoruz... 3. köprününü temeli atılıyor İstanbul'da trafik felç oluyor ve sadece hafriyat için onbin kamyon trafiğe çıkıyor. 8 şeritli köprü, yeşilliği yok ediyor. Adı da Yavuz Sultan Selim Köprüsü.konuluyor, kimse memnun değil,  Aleviler kızıyor. Biber gazı artık alışkanlık yarattı, oda kokusu olsa hemen alacağım. Öpüşmek yasak, içki yasak. Evinizde için, evinizde öpüşün diyorlar... Orma yangınları erken başladı, her gün bir yer yanıyor. Orman arazileri imara açıldı, ibadethane yapılmasına izin verildi. Ormanlar bitiyor.... Trafik çarpışmaları devam, her gün insanların yok olması devam. Hayat devam, kader diye görmek devam...Çarpıp kaçmaya ceza yok aynı. Alkolle yakalanırsan 2 yıl hapis ama çarpıp kaçarsan boşver... Zam, pahalılık, yaşamın zorluğu devam ama Okçuluk Tekkesinin açılışı önemli... Nasıl da tüketen toplumuz hergün her saat yeni bir gündem, eskisini anımsamıyorsun bile. Bazen neden uğraştığımı anlamıyorum bile... İşte öyle böyle bir gündem aynı ben gibi, karmakarışık...   Devamı

Benim Duam...

2013-03-10 01:22:00
Benim Duam... |  görsel 1

  Tanrım bana verdiklerin için çok teşekkür ederim, benden aldıkların içinse diyebileceğim hiçbir şey yok. Sen bildin, sen yaptın ve ben de kabul ettim… Bana doğru yolu bulmam için yol göster lütfen. Yolu bulamadığım zamanlarda da beni uyar ki,  ben de doğru yolu göreyim. Oğlum, canım, kanım, aklını başına toplasın ve her zaman, her yerde iyi olsun. Huzurlu bir insan olsun, istediği işi yapsın, darlığı hiç tatmasın. Bolluğu, bereketi, ışığı bol olsun ve etrafına aydınlık versin. Sağlığı ve mutluluğu daim olsun. Ve ben de hep onun iyiliğini göreyim. Annem, babam sağlıklı olsun ve kimseye muhtaç olmasın, bana bile… Ve sevdiğim adam, huzurlu olsun ve benim yanımda huzuru bulsun. Bolluk, bereket, sağlık hep onunla olsun. O benim, ben de onu ışığı olayım. Birlikte ve aynı yolda yürüyelim. Yolun sonunu birlikte görelim ve ben onun yanında öleyim. Etrafımdaki herkese iyilik ve huzurla dolsun, sağlıkları bereketleri bol olsun.   Ve bana ağzımdan çıkan her sözü gerçekleştirmem için güç ver. Hatalarımı görmem ve düzetmem için ikaz ışıklarını yak. Yak ki ben de bunları düzelteyim.Kimseyi kırıp, üzmeyeyim. Benim için iyilik dileyenlere kat kat iyilik göster. Kötülük dileyenlere ise aynı kötülüğü tattır ki, bir daha kimsenin kötülüğünü istemesinler. Elime aldığım işi tamamlamam için bana kuvvet ver. İşimi yarım bırakmayayım, eğer olmayacak bir işse de başından görmemi sağla. Güç ver bana, her şey için gücüm olsun. Gücümün tükendiği her yer ve zamanda, küllerimden  yeniden doğayım. Bana sabır ve tevekkül ver. Gelen her olaya, her olumsuzluğa karşı ayakta kalmamı sağla, akıl sağlığımı ve fiz... Devamı

Oğlumun hayatına girecek tüm kadınlardan özür diliyorum….

2013-02-10 01:30:00
Oğlumun hayatına girecek tüm kadınlardan özür diliyorum…. |  görsel 1

  Evet oğlumun hayatına girecek tüm kadınlardan özür diliyorum… Yine “denemedim demedim ama beceremedim…” Bundan 19-20 yıl önce anne olacağımı öğrendim ve tek bir şey istedim, sağlıklı, şanslı, şeytan tüyü olan, biraz haşarı ve komik bir oğlum olsun. Tanrım isteğime göre verdi ve hatta fazlasını da verdi haşarılık konusunda ve  benim istemediğim  öküzlüğü de katınca bana da özür dilemek düştü. Doğurmadan önce doktorum bana dedi ki, “ya bu dünyada milyonlarca kadın doğurdu, bu sana özel birşey değil, kendine gel. “ ben de gelebildiğim ölçüde geldim. İlk kucağıma aldığımda biraz çirkin geldi, aman tanrım bu mu dedim? Sonra baktım biraz kepçe kulaklı, biraz çekik gözlüydü, aslında tam bir Kundun’a benziyordu. Hani Brad Pitt’in filmi vardı ya “Tibet’te 7 yıl”, oradaki Kundun’un bebeklik halinin bire bir kopyasıydı. Ama benim oğlumdu ve dünyanın en güzel çocuğuydu. Hem de en akıllı, en özel, en sevimli ve en olan her ne varsa benim oğlumda vardı… İlk dört gün kabustu, dezenfektanlar, inanılmaz bir korku, kaygı, nefesini dinleyip uyumama ve her türlü manyaklık bende vardı. 5. Gün dedim ki hayat böyle zor geçer ve sabah kalkıp, oğlanı kaptığım gibi Bebek kahveye gittim. Abdullah Amca sağdı o zaman bana ilk annelik çayımı ısmarladı ve hayat daha kolay geldi bana birden. Bir de evde Hafize vardı. Hafize bizim kapıcının kardeşiydi ve Yaman’a bakmak için köyden gelmişti. Çok iyi bir kızdı ve sonraki yıllarda kanserden ölmüştü, çok üzülmüştük. Ama ilk zamanlar ben Hafize’yi kıskandım, hem de deli gibi gerçi, 3-4 saat sürdü ama bayağı uzundu benim için. Evin dı... Devamı

Bir çocuk ve bir yol

2013-01-13 00:23:00
Bir çocuk ve bir yol |  görsel 1

  Bir çocuk istedim hem de çok istedim Çocuk bana geldi, çok mutlu oldum Çok güzel bir çocuktu,  Çekik gözlü, boğum boğum ve tombik. Çok güzel kokardı, çocuk gibi Güldüğü zaman içim ısınırdı. Küçüktü o zaman çocuk Küçücük ve tertemiz Sonra büyümeye başladı çocuk Önce kendi yemek yemeyi öğrendi Sonra kendi giyinip soyundu Sonra tek başına bir yerlere gitmeye başladı Çocuk artık kendine yettiğini gördü. Bu arada aklın yaptığı tüm planları karıştıran kader hayatın yönünü değiştirdi Çocuğun yolu ayrıldı, yol çok yakındı bana ama ayrı bir yoldu  Ama ben anlamadım yolun benden ayrıldığını Üst yol dedim, hemen bir adım, koşarım, giderim... Koştum gittim ama hep geç kaldım Bilemedim hiç, geç kaldığımı Çocuk iyice büyüdü Büyüdükçe uzaklaştı Uzaklaştıkça büyüdüğünü gördü Ve çocuk bir dev oldu Çünkü yol o kadar uzak ki, gidemedim,  Nefesim de benzinim de yetmedi gitmeye Yolu artık göremez oldum... Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğmuş olurmuş Ama anne ve çocuk aynı yolda yürürse birlikte büyürlermiş Yoksa ayrı yollarda bir yanları eksik büyümeye devam ederlermiş...   ... Devamı

Yaşamın degradesi

2012-11-03 03:55:00
Yaşamın degradesi |  görsel 1

  Yaşamın Degradesi Degrade kelime anlamı olarak, indirmek, indirgemek, düşmek,  rütbesini indirmek,  küçük düşürmek, onurunu kırmak,  rengini açmak ve aşınmaya uğramakmış. Biz günlük dilde en çok bir rengin koyudan açığa doğru  değişmesi olarak biliriz ama başka başka anlamları da varmış.  Yaşamın degradesi var mıdır? Vardır tabi, yaş aldıkça, yaşlandıkça yaşamınız da degrade olur… Degrade İndirmek demekmiş. Yaşamınızı indirdiniz mi? Benim hep elimde olmayan nedenlerden ötürü yaşamım hep indi.  Hem de hep en üstten en alta. Sizin oldu mu acaba böyle yoksa sadece bazılarına mı rastlıyor bu durum. Degrade Düşmekmiş. Siz düştünüz mü? Düşenlerin ne hissettiğini hiç düşündünüz mü? İstemişlermiydi acaba düşmeyi bulundukları yerden ve düştükten sonra ne hissettiler? Ben düştüm, hem de birkaç kez ama hep ayağımı vurup yukarı çıkmayı başardım. Ama bu sefer ayağım kırık nasıl basar da çıkarım bilemedim… Degrade rütbesini indirmek demekmiş. Hiç çok sevdiğiniz biri size ben öyle demek istemiyorum ve bunu kast etmiyorum diyerek rütbenizi indirdi mi? Rütbe indirimi çok zor bir indirim. Mutlaka sizin yaptığınız bir yanlış neden olmuştur ama siz yanlışınızı düzeltebilirsiniz bir şans verildiğinde ama düşürülen rütbeyi geri alamazsınız… Degrade demek küçük düşürmek ve onurunu kırmakmış. En çok en yakınınızdaki bunu yaptığında canınız acır. Çok acır, yutkunursunuz, bir şey söylemek istersiniz ama söylemezsiniz. Genelde sessiz kalırsınız, o söylesin, bütün içini boşaltsın, beni yanlış anladığını en sonunda söyleyeceğim dersiniz. Sonra yine birşeyler ... Devamı

Kavşaktaki trafik polisi olmak…

2012-10-28 04:57:00
Kavşaktaki trafik polisi olmak… |  görsel 1

  Eski zamanlarda sık gördüğümüz polisler vardı. Bir kavşakta durup trafiği yönetirlerdi. Gelen araçlara kontrollü olarak yol verir, diğerlerinin durmasını sağlar ve kavşak geçişi sırasında can güvenliğinizi bu polis sağlardı.  Polis uzun zaman orada dururdu. Bu polisin hiç başka yere bakmadan, dikkatıni tümüyle oraya vererek, işini yapması gerekiyordu. Telefonuna bile yanıt verirken dikkati elden bırakmaması gerekirdi. Kavşağa gelen arabalarda sağa sola dikkat etmeden geçerdi, polisin yönlendirdiği işarete göre, çünkü polis önceden bakıp güvenli geçişi sağlamış ve geçmesine izin vermişti. Polis bütün gün orada, canı belki çok sıkkın ama yerinden ayrılamaz, işini bırakamaz, insanları tam geçiş sırasında yalnız bırakamaz. Çok basit gözüken bir iş bir süre sonra kabusu haline gelir polisin.  Oysa hergün yaptığı, her zaman gözü kapalı bile yapabildiği bir iştir bu…  Ama zaman içinde artık polisin de kovası dolmuştur. Bir gün polis görev yeri olan kavşağa gelmiş. Düdüğünü çıkarmış ve bir anda düşünmüş. “benim hayatım burası mı?” Sadece bir kavşak, çişimi bile yapamadığım, gözümü ayıramadığım ve hiç görmediğim arabalara geç dediğim bir kavşak. Oysa ben ne istiyorum ve ne oluyor? Evde çocuğun okul taksiti, kira, hanımın istekleri ve bir sürü sorun. Ama ben ne istiyorum, döneyim memlekete,   tayinimi de isteyeyim ve babamın evinde oturayım. Ufak ama istediğimi yaptığım bir hayat. Başkaları için zamanımı yok ettiğim ve kendimi sıfırladığım bir hayat istemiyorum. Hepimizin kavşak polisliği yaptığı dönemler vardır. Sadece yaparız, o  zamanlarda ne düşündüğüm&uum... Devamı

Bazı zamanlarda bazı şeyler ve üzerine yapışan kir...

2012-10-21 01:07:00

  Hani insan yaşamında bazı zamanlar vardır. O zamanlar diğerlerine göre değişiktir. Düşünceleri, duyguları ve yaşadıkları değişiktir. O dönemlerde daha kırılgandır insan. Ya da umutsuz… Ya da kırgın, işte öyle zamanlar. Öyle zamanlarda sanki senin yerine bir başkası davranır. Hiç yapmam dediğin davranışları sergilersin ve sonra kendine uzaktan bakakalırsın. İçine şeytan girmiş gibi. Ta ki, kafana bir saksı düşüp aklın başına gelinceye kadar. Sonra toplanırsın, kendine gelirsin ve bakarsın “aaaaa ne yapıyorum ben” dersin. Yolunu kendi rotana çevirir ve devam edersin. Kimsenin seni yönlendirmesine izin vermeden, ayaklarını sağlam yere basarak, eskisi gibi. Sen gibi ve yok sayarsın yaptığını. Çünkü yaptığın yanlıştır. Yırtarsın o sayfayı defterden.   Bazen insanların bile bile yanlış yaptığı dönemler vardır. Başında bilirsin yanlışı ama o an için en doğru çözümmüş gibi gelir sana.  Ama yaparsın çünkü o anda kendi düşündüğün senin tek doğrundur. Düşünmeden, anlamadan ya da sorgulamadan karar verdiğin ve yaptığın bir yanlış sonra bir zaman sonra karşına çıkar. Çünkü o kopardığın sayfanın kenarları kalmıştır defterde ve o defter bir gün o sayfasından açılır ve yüzleşirsin yaptıklarınla. Ne zordur anlık verdiğin kararların, seninle tutarsızlığı. İşte bu noktadan sonra yüzleşme başlar, yeniden sorgularsın kendini, defalarca sorgu odasına sokarsın kendini. Yaptığın bir şey yoktur aslında ama yapmak fiili hiçbirşey yoktur  kelimesini sıfırlamıştır birkez.  Kendinle birlikte karşındakine de zarar verdiğini kabak gibi görürsün.   Hangisi daha zordur? Karşındakinin söyledikleri mi? Senin düşündüklerin mi? Yoksa kendini düşürdüğün du... Devamı

Ağır Ceza ve AHİM

2012-10-10 08:05:00
Ağır Ceza ve AHİM |  görsel 1

Kardeşim Suat Ayöz'ü 9 Nisan 2006 tarihinde Bağdat Caddesinde karşıdan karşıya geçerken kaybettik. Bir araç çarptı ve kaçtı. Suat 2 saat sonra hastanede hayatını kaybetti. Bizim sabah 11.00 de ancak haberimiz oldu ve artık herşey için çok geçti. Ardından gerilim filmlerini aratmayacak günler başladı, 6.5 yıl geçmesine rağmen bu günler hala geçmedi. Bazılarının hoşça kal demeye vakti olmuyor ve Suat’ın da olmadı… Bir araç Suat’a karşıdan karşıya geçerken çarpıp kaçmıştı. Ambulans bile çağırmadan, yardıma gereksinimi olduğunu bile bile gaza basıp gitmişti. Suat’ı  öylece yerde bırakıp, bir başkasının hayatına kast ettiğini düşünmeden, sadece kendisini kurtarmak için kaçıp gitmişti. Bunun silahla vurup kaçmaktan ne farkı var? 9 gün sonra geldi teslim oldu, biz kaza yerinde bir basın toplantısı yapmıştık, kamera kayıtları elimizde demiştik. Bu işten kaçış olmadığını anlayıp, gelip teslim oldu. Şoka girmiştim, gazetelerde okudum ve geldim teslim oldum dedi. Bu arada alkollü mü diy e bakılamadı çünkü vucundaki alkol eğer varsa zaten çoktan gitmişti. Ve mahkeme süreci başladı. Yasaya göre ölümlü trafik kazaları Ağır Cezada görülmesi gerekiyordu. Asliye mahkemesine gönderdiler, itiraz ettik, çok uğraştık ve Kadıköy 1. Ağır cezada dava görülmeye başladı. Ağır Ceza adı üzerinde ağır olması gerek değil mi? Ben mahkemeleri, mahkeme heyetlerin çok daha ö nemli ve çok daha yetkin kişilerden oluştuklarını sanırdım. Oysa ki hiç de öyle değilmiş. 3 kişilik hakim heyeti kürsüde savcı ile birlikte oturup hiç söz vermedi. Kan testi istedik uyuşturucusu var mı diye, h... Devamı