SINANMAK DA ACAYİP BİRŞEY...

2012-09-04 01:48:00
SINANMAK DA ACAYİP BİRŞEY... |  görsel 1

  Sınanmak… Sözlük anlamı=Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma. Her zorluk karşında da söylenen bir sözdür bu, sınanıyorsun… Tamam sınanıyorsun ama SONUÇ? Sonuç = 0 Ben daha sonuca gelemedim. Bu hayat ne kadar çok sınadı beni. İki kez ölümle, tüm hayatımı değiştirerek. Çamaşır makinesının santrifüjünde kaç kere döndüm acaba? Ama demek ki yetmedi. Ve devam… Hani bazen bilemezsin ya nasılsın? İyi isin? Yoksa kötü mü? Üzgün müsün yoksa kızgın mı? Bilemezsin. Çamur gibi olursun. Sanki dayak yemişsin. Ya da üzerinden bir tır geçmiş gibi. Tepkisiz ve etkisiz… Ne kadar sürecek, etkisi ne olacak bilinmez… Zamanı kadar sürecek, sadece tek bilenen budur bu durum için. Biraz ağlarsın, biraz daha ve biraz daha… Sonra bir bakarsın neye ağlıyorsun bilemezsin. Kendine mi yoksa kaybettiğine mi?  Yoksa umutlarına ve hayallerine mi? Ama hep düne ve yarına ağlarsın, bu gün senin gibi arada kaynar ve gider.   Bu hayat ne kadar garip bir şey. Herşeyi hallettiğini ve sakin bir döneme girdiğini düşündüğün an, öyle bir yumruk atıyor ki bir anda kıvranıp duruyorsun. Yoluna soktuğunu düşündüğün her şey yediğin yumruk ile patlıyor . Sen sadece yumruğa bakıyorsun, nereden geldi bir anda, nasıl yedin bunu. Hiç mi anlamadın? Bakıp kalırsın…   Plan, program, gelecek hayali hepsi kocaman bir hayal. 5yıl önce bir basın toplantısına görevli olarak katılmıştım. Çin ve Alman ortaklığı bir firma. Çinli yetkili demişti ki. “biz neden başarılıyız biliyor musunuz? Avrupalılar sadece geçmişlerini dü... Devamı

Geldiği gibi yaşayacaksın...

2012-08-18 03:43:00

  Bazen herşeyden kaçıp gitmek isterim. Hiç bilmediğim tanımadığım bir yere gitmek. Uzaklara gitmek. Planlamadan, ayarlamadan çekip gitmek... Genelde çözümsüz kaldığım zamanlardır bu anlar... Anlık sürer çünkü devam ettirme gibi bir lüksüm hiç olmadı. Ama o zamanlarda su benim her zaman yardımıma koşar. Özellikle içine girip de yüzebileceğim bir su benim yeniden doğmamı sağlar. Bütün hücrelerim o suyu hisseder ve su beni temizler... Sudan çıktığımda başka biri olurum aniden, üzerimdeki umutsuzluk ve atalet biter, enerji yine benimle olur.  Daha güçlü hissederim kendimi, biraz önce belimi büken tüm sorunlar ortadan kalkar, hepsini çözebilirim artık. 50’ye 3 kala, hatta haftaya 2 kala olacak. Çoook uzun zaman geçmiş, epey bir zamandır bu dünyanın oksijenini tüketiyorum. Bu kadar zaman içinde şunu öğrendim. Yaşam çok güzel, yeri geldiğinde ciddiye alacaksın ama o kadar da ciddi birşey değil. Nasıl olsa aynı yere gideceksin. Yaşarken fazla kasmayacaksın, aşure gibi yaşayacaksın. Herşey olacak içinde ama hiçbirinin tadı diğerini bozmayacak. En önemlisi herkesin kendisine göre bir özgürlük duygusu var, bu duyguya asla dokundurtmayacaksın. Kuralların olacak yaşam içinde, delmen gerektiğinde sen kendi isteğinle deleceksin o kuralları ama asla bir başkası için bozmayacaksın. Adalet duygunu hiç kaybetmeyeceksin. Geldiği gibi yaşayacaksın, sana ne geldiyse onu kabul edeceksin ve ona göre yaşayacaksın: Çünkü aklın yaptığı bütün planlara kader gülermiş... Şükredeceksin, verilenler için, senden gidenleri ise zamanında yaşattıkları için minnetle anacaksın. Gidenler hep burnunda bir sızı bazen de... Devamı

Denemedim demedim ama beceremedim…

2012-08-09 02:27:00
Denemedim demedim ama beceremedim… |  görsel 1

  Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak varmış.  Bir Hindistan cevizi oyulup,  iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanırmış. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılıp,  içine tatlı bir yiyecek konulurmuş.  Bu yarık sadece bir maymunun elini açıkken sokacağı büyüklükteymiş.  Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramazmış. Maymun tatlının kokusunu alınca, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokarmış  ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkaramazmış. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamazmış.  Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yok.  Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülürmüş. Biz de ne kadar çok maymunlara benziyoruz… Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken, elimizi açıp benliğimizi,  bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır! Her zaman özgürlük istiyoruz ve her yerde özgür olmadığımızı söyleyip duruyoruz. Oysa hiç çaba harcamıyoruz özgür olmak için. Hep bir bahane uydurarak hayatı erteliyoruz. Bazen de hayat bizi erteliyor. Öyle sürprizler çıkarıyor ki bu hayat, eyvah eyvah diye bakakalıyoruz…  Oysa hiçbirimiz esir değiliz. Belki de kendi esaretimizi kendimiz yaratıyoruz. Kendi bağımlılıklarımız ve kendi zaaflarımızla kendimize hapishaneler yaratıyoruz.  Maymunun yapmadığını yapıp, elimizi bir açsak neler yakalayacağız ... Devamı

Bir oradan bir buradan işte böyle birşey, biraz acayip...

2012-08-08 03:05:00

Erdek'te bir kaptan vardı. Her gece Kurbağlı'da kuma inen ağacın altında oturup, kendi anlatıp kendi dinlerdi. Bisikletiyle gelir, pantalonunun paçalarını sıyırır ,  t-şörtünü çıkartıp,içki şişesini eline alır ve nutuk atmaya başlardı. Bir muhalafet lideri gibi. kendisi ile konuşanlara hiç bakmadan anlatmaya  devam ederdi. Arada da "ben Kaptanım" derdi. Bir gece Suat ile eve dönerken, bir baktık Kaptan aşka gelmiş ve bağırarak tüm bu olanların Menderes yüzünden olduğunu anlatıyor. Ayağa kalkmış, sıkı bir konuşmaya başlamış. Biz de Suat ile dinlemeye başladık. kaptan anlatıyor, biz dinliyoruz. Oturun dedi bize ve kimseyle paylaşmadığı bankını gösterdi. Biz tam otururken birden bağırmaya başladı, "kardeşim ne yapıyorsunuz? Adamı görmüyor musunuz? Bir de üzerine oturmaya kalkıyorsunuz?" Eyvah eyvah dedik, özür diledik kaptandan, kaptan tekrar sordu görmediniz mi arkadaşımı? Biz yine pardon dedik. Çok gülmüştük o gece, kaptan bizi kovalamadı diye. Zaten nerede bir deli varsa gelip bizi bulurdu. kan mı çekerdi,bilmem. Ama hala sokakta bir deli gezerse, gelip beni bulur mutlaka... Sonra Suat gitti, kaptan hala yerinde konuşmaya devam ediyordu ama daha sessizleşmişti ve Suat'dan 2 yıl sonra bisikletiyle Kurbağlıya gelirken bir araba çarpmış ve orada hayatını kaybetmiş... Belki Suat görüyordur onu, nutuk atarken biryerlerde... Bu gün Suat'ın doğum günü. Eskiden hep bir program yapılırdı. Suat beni ekmek için uğraşır, ben hiç pes etmezdim. hep de benim dediğim olurdu. Eğer buralardaysa mutlaka aynı gün içinde görüşür ve kutlardık. Sonra o kendi programına devam ederdi. Biz çok eğlenirdik onunla... Çok gülerdik, hep abuk şeyler bizi bulurdu. Sonra Yaman doğdu, Yaman, Suat; ben, üçümü... Devamı

3 hece=1 kelime

2012-08-07 02:55:00
3 hece=1 kelime |  görsel 1

  Öz-le-mek Öz-le-dim Derin nefes alırken, nefessiz kalmak gibi bir şey. Her yerin dar gelmesi ve hiçbir yerde oturamamak gibi bir duygu. Sürekli saçınla oynamak, tırnak yemek  ya da otururken ayağını sallamak gibi… Sadece insanlara ait değil, canlıların hepsinde bulunan bir duygu belki de… Yavrusunu kaybetmiş bir kuş, hep kaybettiği yuvanın etrafında uçar. Yavrusunu arar ve onu özler. Çiçek iyi güneş aldığı ve büyüyebildiği bir yeri arar. Özlemek belki de aramak, kaybettiğini, başka yerde olanı yani yanında ve seninle olmayanı aramak olabilir beklide… Ahmet Altan Özlemek şiirinde demiş ki, çoktan unuttuğunuzu sandığınız ya da yeterince tanımadığınız birini bir sabah çılgınca özleyerek uyanıyorsunuz… Tanımadığınız ya da unuttuğunuzu sandığınız birilerini de özleyebilirsiniz ama çok iyi tanıdığınız ve hiç unutmadığınız birisini özlemek ve onu özlerken hissettikleriniz farklıdır bence… Burnumun direği sızladı derler ya aynen öyledir özlemek işte… Mahrumiyetdir belki de özlemek… Eskiden doğuya tayin olduğu zaman birisi, annem ve babam mahrumiyet bölgesine gittiler derlerdi. Sonra babam da Maraş’ın Göksun ilçesine gitti, tayini çıktı. Tabi annemde, ben Ankara’da, Suat da İstanbul’da okuyorduk. Biz de tatillerde gittik yanlarına. Göksun o zamanlar mahrumiyet bölgesiydi. 1984 yılından söz ediyorum. Kahramanmaraş’a gelmeden önce bir kasaba,  bizim bildiğimiz yerlerden çok farklı. Ramazan geldiği zaman lokantalar kapanıyor ve camları da kağıt ile kaplanıyordu. Kasaba dükkanı doluydu tüm çarşı, bir dükkan içinde konfeksiyon, elektrik malzemesi, yiyecek ve duvar boyası bulabileceğiniz dükkanlar. Tek bir cadde ve her şey... Devamı

Arraassss Kargo Yerini Organize KGS Çetesine Bıraktı...

2012-07-16 11:58:00

İstanbul 79 derece sıcakta ve %272,5 nem ile yeni bir haftaya başlarken Arrrasss Kargo yerini Karayollarına, Bank Asya, Vakıfbank ve Ziraat Bankasına bıraktı. Arraass Kargo benden dönüş ücreti almadı, çeşitli kişilerden kusura bakmayın ve gecikme için özür telefonları yapıldı. Hatta istediğim zaman,  Bodrum’a gezmesi için çantamı gönderip, tüm şubeleri dolaştırıp, tekrar bana göndereceklerini bile söylediler…”hem de ücret almadan” Sabah Yaman Antalya’ya gidecek, saat 6.45 uçak ve Atatürk’ten uçacak. Uzun zamandır Sabiha’yı kullandığımız için unutmuşum Atatürk’ü. Sabiha’da kolay girişleri bile belirledik artık, alt kattan giriş yaptığında sıra olmuyor. Sahilyolundan da kolayca ulaşıyorsun süper… Ben Sabiha’yı seviyorum. Ama yol Atatürk… Geç kaldık, 05.00 de zor uyandık ve kendimizi attık. Yol E5 e çıkana kadar bomboş ama köprüye doğru bayağı araç var. 3-4 ay önce kimse olmazdı bu saatlerde yollarda, köprü kabusu nedeni ile sanırım akan ama bayağı bir trafik var. 05.35 Atatürk’e geldik dedik ve o ne dedik… Dönüş kuyruk, trafik var. Şu canını yediğim İstanbul’un Havaalanında bile trafik var. Acaba polis kontrol mu? Dedik, polis bile yok, bildiğin trafik… Alanın içi de öyle, herkes bir yere gidiyor ve herkes de iç hatlar gidiş. Sıkışıklık ise kendi kapıya yaklaştığında, arkasında ne var diye düşünmeyen “mallar” ordusunun arabalarını ortada bırakması… Ehliyet kurslarında bir de nezaket ve düşünce dersi verilsin desek, oooo hiç bitmez o kurs. Araba kullanmayı bile öğretemeyen kurslar bir de nezakete el atarsa çok şeker bir durum ortaya çıkar… Neyse yavrum yetişti ve dönüşe... Devamı

Kendi hayatımda artık kiracı olmayacağım!

2012-07-16 02:15:00
Kendi hayatımda artık kiracı olmayacağım! |  görsel 1

Hayatınızda kiracı mısınız? Yoksa ev sahibi mi? Bu ülkede kiracı gibi yaşıyoruz hiçbir hakkımızı savunmadan ve istemeden ama hayatımızda? Seçimlerinizi istediğiniz gibi yapabiliyor musunuz? Hayır… Çünkü öyle bir şey oluyor ki, siz seçiminizden vazgeçiyor ve kendi yolunuza gidiyorsunuz. Oysa, hayatı mal sahibi kullanmak gerekiyor. Tapusu bende çünkü. Ev ne zaman yıkıldı ve yok oldu o zaman o da gidecek. Ve benden başka da kimseye kalmayacak, benimle birlikte gidecek… Mesela bir ev kiralıyorum ve her ay da bir kira ödüyorum. Ama mutfağı beğenmiyorum, ev sahibi istemediği için de değiştiremiyorum. Çünkü benim evim değil, neden başkasının evine para harcayayım? Kendim için bir şey istediğimde de yapmıyorum yada yapamıyorum demeye kendimi alıştırıyorum, aynen bir kiracı gibi . Ben artık hayatımı kiracı gibi yaşamayacağım.  Çünkü kendi hayatım için kimse ile bir protokol imzalamadım, kira kontratı da doldurmadım. Sadece anahtar almakla olmuyor bu iş... Eeee bu benim hayatımsa neden Kiracıyım? Ben hayatımın mal sahibi oluyorum artık. Tabii her istediğimi yapamayacağım. Tabii sorumluluklarım var. Tabii bir oğlum ve annem, babam var. Tabii çok sevgili dostlarım var. Tabii iş yapıp, para kazanmam gerek… Tüm bu tabiler evet tabii olacak. Ama ben hayatımı sıkıca sahiplenerek yaşayacağım, Sadece birileri üzülmesin diye istemediğim şeyleri yapmayacağım. İstediğim ve doğru bildiklerimin yine peşinden gideceğim. Benim hayatımda ve benim hakkım olanları almak için sonuna kadar savaşacağım. Sadece aidat ödeyerek hayata karışmayacağım. Kızdığım, kırıldığım zaman bunu göstereceğim. Sevindiğim zaman da… Hayatı bana geldiği gibi yaşayacağım. Benim planladığım gi... Devamı

BODRUM’A BİR KARGO GÖNDERDİM, GÖR BAK NELER OLDU??? ARRRRAS KARG

2012-07-12 21:41:00
BODRUM’A BİR KARGO GÖNDERDİM, GÖR BAK NELER OLDU??? ARRRRAS KARG |  görsel 1

   Oğlum Pazar günü Erdek’ten Bodrum’a gitti. 18 yaşında bir ergenus olduğu için tabii çıktı ve gidiyorum dedi. Anne, sen kargo ile temiz kıyafet gönder dedi. Bir annenin görevi nedir? Oğlunun temiz kıyafetler içinde Bodrum’da gezmesi… Bir anne olarak hazırlayıp,  sırt çantasına koyup, Aras Kargo’ya verdim kıyafetleri. Görevini başarıyla tamamlamış bir anne olarak, oğlumu gururla aradım. Yamo yarın git ve kargonu al…. Yamo mutlu, çıplak kadın resimli  t-şörtlerine kavuşuyor ve tiki ayakkabılarını giyebilecek. Huzur içinde ben ve yavrum ayrı yerlerde uyuduk. Canım yavrum öğlen telefon etti, “anne bu kargo telefonunu açmıyor… Açar çocuğum bekle, belki adamlar Ege’yi Akdeniz sanıyorlar… Yaman yine arıyor, biraz daha amiyane bir ifade ile kargonun hala açılmadığını söylüyor. Bodoslama girmek gerekiyor ama kargo gerçekten açmıyor… 444 25 52 diye bir merkez numarası var ama ona da ulaşmak ne mümkün. Sanki Osho kitabı okumuş gibi sakin ertesi gün bakarız yavrum diyorum ve yavrum da tamam anne diyor… Bu adeta lisede gördüğümüz NKA normal koşullar altında ibaresi gibi bir şey, yatarken Tanrıya şükrediyorum, oğlum normal diye… Ama Aras Kargoya asla… Ertesi gün yine Aras Kargo yok, bu arada Yaman’ın bana söylediği Turgut Reis bana yakın ifadesi tamamiyle yanlış…. Yaman’ın Bodrum Merkez’de bulunan Halikarnas’tan kargosunu alması gerek.. Ama kargo 2. gün de yanıt vermiyor… Yaman’a diyorum ki,oğlum biz Türküz… Biz de her şey Türk usulü… Derken atık ben de arızaya bağlıyorum ve 44 2552 numarası düşüyor, gönderdiğiniz yerden y&oum... Devamı

Virajda savruldum mu? Yoksa çarpacak mıyım?

2012-07-12 10:45:00
Virajda savruldum mu? Yoksa çarpacak mıyım? |  görsel 1

  Hayat o kadar garip ki, bilmediğin bir yolda araba ile gitmeye benziyor. Ne zaman vitesi yükseltmeye kalksan karşına keskin bir viraj geliyor. O virajda ya sarsılıp toparlıyorsun ya da direk çarpıyorsun... Yol, bilmediğin bir yol ama sen seçmişsin o yolu… Yola girmeden önce neye götürebileceğini biliyorsun. Bakıyorsun, tahmin ediyorsun ve karar verip giriyorsun. Yol güzel, keyif alıyorsun, ağaçlar ve manzara… Yolun güzelliği sana vuruyor, daha rahat kullanıyorsun arabayı. Tamam diyorsun, otomatiğe bağladım artık, camları açıp derin bir nefes alıyorsun. Aldığın nefes tüm hücrelerini yeniliyor. Yol böyleyse, ben doğru yoldayım ve istediğim yere gidiyorum diyorsun… Biraz daha hızını yükseltiyorsun, Tam giderken bir bakıyorsun keskin bir viraj… Yol sana diyor ki, yavaş, fazla hızlanmıştın… Birden mi hızlanmak mı istiyoruz? Yoksa yola mı kaptırıyoruz kendimizi? Her ikisi de birazcık… İnsan yaşamı uzun bir yol. Belirli dönemlerde yol ayrımına giriyoruz. Bir yolu seçiyoruz. Seçtiğimiz yol en doğru yol, Bizim yolumuz… O yolda devam etmek ise gerçekten zor, emek ve deneyim ister. Yol, benim yolum demeni ister. Yol kendisini sahiplenmeni ve önündeki engelleri aşmanı bekler. Eğer yola girmeden kararını tam vermişsen yolu tamamlarsın… Yolun başında acaba başka bir yoldan mı gideyim desen olmaz… Yol seni başka yola yönlendirir ve kaybolursun! Hani bazen birşey yapmak istersin de, yapamazsın ya Çok bağırasın gelir ama susarsın Yutkunmaktan boğazın kurur Üzgün müsün, kızgın mısın yoksa kırgın mısın bilemezsin Yapacak bir milyon işin varken mal gibi oturursun İşte böyle acayip birşey Tam vitesi yükseltmişken, yol beni yine keskin v... Devamı

Bilader doğum günün kutlu olsun...

2012-07-12 10:16:00

İşte geldik gidiyoruz , hoşça kal kardeşim deniz   Biraz çakılından aldık, biraz da masmavi tuzundan Sonsuzluğundan da biraz, ışığından da birazcık Birazcık da kederinden  bir şeyler anlattın bize Denizliğin kaderinden Biraz daha umutluyuz, biraz daha adam olduk İşte geldik gidiyoruz, hoşça kal kardeşim deniz Nazım Hikmet 4. yıl, 4. ayrı doğum günü. Epeydir yazmıyordum. Zaman geliyor, geçiyor, ben arkasından baka kalıyorum. Bak 4 yıl gitti bile. Zaman ile yarışıp, zamana yenilen tipik bir Yeşim. Biraz buralardan söz edersem, sen gittiğinden beri daha da çivisi çıktı dünyanın. Terör, kazalar, cinnet, ekonomik kriz, Ergenekon ve her gün daha da artan çözümsüz sorunlar. Erme hala oralarda, ne zaman gelir hiç bilmem. Ne yapabilirim? Hiç bir şey. Ne kötü değil mi? Olan olduktan sonra hiçbir şey yapamamak. Aynen sende olduğu gibi. Senin için de hiçbir şey yapamadım. Hala bekliyorum. Sıcaklar bence 96 dereceye yaklaştı, tamam biraz abartıyorum ama sen de burada olsaydın,  92 derece derdin. Dünyanın çivisini el birliği ile çıkardık. Herkes aynı, seninkiler çocuk büyütüyor. Arada Turna’larla görüşüyorum. İsmail, sürekli arıyor, çok şeker, kızı da çok cici oldu. Yaz başından beri Meltem’le buluşacağız, dilerim yaz bitmeden yaparız. Mine tabii ki burada. Yaman çok büyüdü, tatil nedeni ile Erdek’te, saçı sakalı uzadı, henüz kestirmeyi başaramadık ama umutluyum. Bana geçenlerde “Suat burada olsaydı, benim için çok iyi olurdu değil mi?” dedi. Ne iyi olurdu, ne büyük bir yük alırdın omzumdan. Bazen çok yüküm varmış gibi geliyor. Şöyle bir gitsem ve gelmesem diyorum s... Devamı

Bir çocuk doğduğu anda, Bir anne doğmuş olur. Rajneesh

2012-07-12 10:11:00

Ama oğlum yanımda değil ve ben yarın annemi kardeşimin mezarına götüreceğim… Özel günler…En önemlisi anneler günü. Ve ben özel günleri hiç sevmiyorum. “ Anna Jarvis annesini kaybettikten sonra bir anma günü günü düzenlemeye başlamış ve  1908 yılından itibaren bir anma günü düzenlemiş. 1914 yılında Kongrenin onayıyla Amerika çapında anma günü genişlemiş ve zamanla tüm ülkelere yayılmış. Türkiye’de de 1955yılından itibaren anma günü kutlanmaktadır.” Anneler günü sadece bir gün mü,  hayır tabii değil. Küçükken bazen düşünürdüm acaba annem beni sevmiyor mu? Çünkü her istediğime karşı çıkardı, sadece onun istediklerini yapabilirdim. Kendi istediklerimi asla yapamazdım. Yaparsam ve annem öğrenirse sonrasında bedeli ağır olurdu. Özellikle 15-20 yaşları arasında hep çatışma yaşadık. Babamın da annemi ve Suat’ı sevdiğini ve beni sevmediğini düşündüğüm çok zaman oldu. Yatılı okulda okudum, üniversiteye Ankara’ya gittim ve her zaman annemin beni izlediğini düşündüm. Evi toplamadan dışarı çıkamazdım, onun verdiği saatten daha fazla sokakta kalamazdım, onun istediği gibi giyinirdim. Zaman geçti evlendim, işte o zaman annemin bana yaptırdığı gereksiz tüm işler işime yaradı. Evimi annem sayesinde sevdim. Yaman’a hamile olduğumu öğrendim annem ilk öğrenen oldu.. Doğurana kadar çok büyük keyif aldım, çünkü bir bebek bekliyordum, benim bebeğim. Doğum yaptım ve annem yanımdaydı, nasıl garip bir duygu değil mi? 9 ay karnınızda taşıyorsunuz ve bir anda kucağınıza veriyorlar ve siz bakakalıyorsunuz kucağınızdaki bebeğe. Hep muzır bir çocuğum olmasını istedim, Yaman da ben... Devamı

Fütursuz bir öz güven mi yoksa durum çok ciddi de ben mi görmüy

2012-07-12 10:09:00

Bahar olduğu sanılan ama son derece rüzgarlı bir hava, sempatik gözüken bir  trafik fakat  benim çıkış saatimle birlikte kabus haline gelmiş bir ulaşım sistemi. Her zaman ki gibi geç kalarak,  radyoya yetişmek için Kızıltoprak’ta dolmuş bekliyorum. Sarı dolmuşların hepsi sözleşmiş gibi Kadıköy, bir tane bile Taksim geçmiyor. Vapur kaçmış, stres başlamış, radyoya yetişilmesi gerek. Ne yapacağım derken sevgili arkadaşım Kevser’in sürekli savunduğu ve benim de sıklıkla kullandığım bireysel entegre ulaşım metodu geliştirerek, Kadıköy dolmuşu ile Söğütlüçeşme’ye gideyim, metrobüs ile Mecidiyeköy’e geçeyim ve sonra da taksi ile Harbiye’ye radyoya geçerim çözümünü geliştirip, Kadıköy dolmuşu bekliyorum. Benim ulaşım modelimi çökertmek isteyen toplu taşım sistemi tüm Kadıköy dolmuşlarını da dolu geçirmeye başladı. Taksi ile karşıya geçmek istemiyorum, çünkü durumum uygun değil, arabayı da evden alacak vakit yok. Tanrıya yalvarırken bir taksi durdu, “Taksim mi” dedi, ben de “dolmuş mu” dedim. O da evet dedi, Tanrı beni duydu ve çok mutlu oldum. Birkaç kişiye şoför bey korna çaldı ama kimse binmedi ve köprü yoluna doğru gitti. Bana da kısmet buymuş ne yapalım, “ne tarafa gideceksiniz” dedi. Ben de “Harbiye” dedim ve bana “ben bırakırım sizi” dedi. Bu arada dolmuş ücreti olan 6 TL yi ödedim. Tanrı beni ödüllendirmeye başladı diye düşünmeye başladım. Bir sohbete başladık. Zaten çok konuşurum, taksicilik, kazalar, bizim radyo programı vb. konuşuyoruz. Ben tabii dernekten söz ettim, radyoda programa davet ettim ve kartımı da verdim. Her zaman yaptığım gibi… 22 yıllık taksi şoförü old... Devamı

Benim Gül Bahçem...

2012-07-12 10:06:59
Benim Gül Bahçem... |  görsel 1

    Bu sabah yatakta gözümü bir açtım. Ortalık kavruluyor, sıcak saat 06.00 da bile tavan yapmış durumda. Tekrar kapatmak istedim gözümü ama olmadı. Hem sıcak hem düşünce ikisi birlikte uyum sağlayamadı… hangisi diğerinden ağır bastı bir anda anlayamadım. Sıcak insanı miskin yapıyor, ağırlaştırıyor, yapmak istediğin her şeyi erteletiyor. Sokağa bile çıkmak istemiyorsun. Düşünce ise insanı uyuşturuyor. Kafan bir konuya takıldı mı, eyvah eyvah yandın… 50 derece sıcakta yürüyormuş gibi ağırlaşıyorsun. Kafanda sadece o düşünce oluyor, başka hiçbir şey değil. Geri kalan her konu, çok daha önemli olsa bile, sen düşündüğünde yaşıyorsun… Neye göre belirlenir bu düşünce konusu bilemedim. Bir öncelik sırası var mıdır? Yoksa sadece neye odaklandıysan o mudur? İş, toplantı, teklif hazırlama, yemek, doktor, çocuk anne, baba, para vs vs tüm bu konuları kenara atıp sadece kafandaki konu önemlidir. Ne kadar acayip… Her şeyi bir anda silebileceğini düşünürsün, sadece bu konuyu çözümlemek sana o an için yeterli gelir. Sanki bu konu bitince her şey gül bahçesi olacak sanırsın… Siz gül bahçenizi yarattınız mı? Ben bir gül bahçesi yaratmak istedim. Basit ama güzel.  Sağlıklı ve 7 veren güllerden oluşan bir gül bahçesi, araya biraz fidan. Bu bahçenin havasının hep temiz ve ferah olmasını istedim. Girdiğin anda huzuru bulduğun ve bahçeden çıksan bile huzurunun seninle geldiği bir gül bahçesi… Güllerin ve toprağın serinliğini yüzünde hissettiğin bir bahçe. Toprak ve gül kokusunun vücuduna yapıştığı bir yer. Beyaz, sarı, kırmızı ve pembe güller… 7 ... Devamı

Tanrının nokta koyduğu yere soru işareti konulamaz…

2012-06-13 01:05:48
Tanrının nokta koyduğu yere soru işareti konulamaz… |  görsel 1

Bana diyorlar ki, Tamam bırak artık bu işin peşini, Arındır kendini, Affet ve tanrıya havale et… Bak hep dönüyor dolaşıyor ve seni buluyor. Uğraşma artık, Pozitif ol… İşte 6 yıl sonra da Çırnaz… Yetmedi mi daha. Çıkart boynundaki kolyeyi, Bırak her şeyi… Bence çok da doğru söylüyorlar. Ama kendi açılarından. Bunları bana söylerken, sadece benim iyiliğim için söylüyorlar. Hepsine her zaman teşekkür ediyorum, dinliyorum, eskiden açıklama yapardım ama artık yapmıyorum. Çünkü anlayamıyoruz birbirimizi… Ama ben çok şanslı ve zengin bir kadınım, çünkü çok güzel arkadaşlarım var.   Bu gün ilk kez mahkemeden gelen cd yi izledim. Marks & Spencerın çektiği kayıt. 6 yıl 2 ay sonra. Cd yi açtığım anda Suat’ın yerde yatışını gördüm ve anırarak ağlamaya başladım. 60 yıl da geçse aynı tepkiyi verirdim. Yarın yine duruşma var. 6 yıldır sürekli bir duruşma… Bir davadan bir davaya. Deneyimli davacı oldum. Ama hiçbir zaman affetmeyeceğim. Sonuna kadar ne yapmam gerekirse yapacağım. Yasal olarak almam gereken her şeyi alacağım. Yargı vermese bile almak için gerekli her şeyi yapacağım. Ve son nefesime kadar da nefesim ensesinde olacak, o da bunu her an bilecek…    Devamı

Hangi erkek bu duyguları hissedebilip, bu kadar güçlü olabilir?

2012-06-12 01:40:37
Hangi erkek bu duyguları hissedebilip, bu kadar güçlü olabilir? |  görsel 1

Yıl 1984 Yer Ankara Bir kız 19 yaşında Bir erkek 21 yaşında Kapkara bir hava, yağmur yağıyor. Bir kanepe, ikisi de oturmuş, neredeyse aralarından bir tren geçebilir, hiç hareket etmiyorlar ve ikisi de ağlıyor. Oysa bir gün öncesine kadar gülüyorlardı, birbirlerine aydınlık bakıyorlardı ama bu gün ağlıyorlar. Her ikisinin de ilk cinsel deneyimiydi, çok mutlulardı ama kız hamile kalmıştı. Kız İzmir’li, oğlan Kütahya’dan gelmiş. Aynı okulda okuyorlar, 1,5 yıldır çıkıyorlardı ve ilk deneme. Bingo…İkisi de Ankara’yı bilmiyor, ne yapacaklar bilmiyorlar ve konuşmaktan korkuyorlar… Sonunda oğlan başlıyor konuşmaya, İstersen evlenelim, Kız diyor, nasıl olur ki ben nasıl anlatırım anneme? Oğlan diyor ben de anlatamam ama başka ne yapacağız ki? Kız, aldıralım Oğlan yanıt vermiyor, sen nasıl istersen öyle olsun diyor... Kız olmaz bu zoraki bir şey olur ve bir sürü insan üzülür. Ve sonunda karar veriyorlar aldırmaya. Ama nasıl diyorlar? Ve oğlan kızı kaldığı yurda bırakıyor. Bir yurt odası. 42 kişi aynı koğuşta kalıyor Her çeşit insan modeli o odanın içinde Herkes gülüyor ve eğleniyor Kız hariç. Kız bebeği düşünüyor. Oğlanın karşısında çok mantıklı durdu ama çok istiyor o çocuğu. Acaba eli ayağı çıkmış mıdır diye düşünüyor. Ve sürekli karnını tutuyor. Günlerden Çarşamba ve bütün gece düşünüyor. Acaba kız mı erkek mi? Doğursa nasıl bir çocuk olur? Acaba kolej de okutabilir mi? Ailesi de görüşmez artık onunla çünkü hamile kaldığı için evlenmiş olur. Annesi hayatının sonuna kadar yüzüne bakmaz. Herkese ailesini rezil etmiş olur. Ama ya bebek, kız mı erkek mi acaba? Kime benzerdi, bana mı, ona mı? 39 yaşı... Devamı